Bir marka olarak Türkiye

Uluslararası Pazarlama Şirketi GMI ve marka uzmanı Simon Anholt tarafından 35 ülkede yapılan araştırmaya göre “Türkiye markası” sonuncu sırada yer aldı.

25 bin kişi üzerinde yapılan araştırmada ülkelerin kültürü, halkı ve turizm potansiyeli gibi faktörler değerlendirildi.GMI şirketi, ülkelerin yatırım ya da göç için ne denli tercih edildiklerini de araştırdı.

Birçok kategoride listenin sonunda yer alan Türkiye sadece üç kategoride son sıradan kurtuldu. Araştırmaya göre Türkiye, yönetimde Güney Afrika, Rusya, Endonezya ve Çin’i, kültürel mirasta Endonezya, Estonya ve Sinagapur’u, turizmde de Çek Cumhuriyeti, Polonya, Güney Kore ve Estonya’yı geçebildi.

Ancak bu durum Türkiye’yi sonuncu olmaktan kurtarmaya yetmedi. Türkiye, 35 ülkelik listede Endonezya ve Estonya’nın ardından sonuncu sırada yer aldı.

Tüm sonuçlar ortalamasında Türkiye’nin ihracatı, yönetimi, yatırımları, kültürü ve halkı gibi konularda diğer ülke halklarının görüşleri rol oynadı.
(kaynak: http://www.maksimum.com/ )
***
Yine http://www.kalder.org/ sayfasından edindiğim bilgiye gore ise, Türkiye’nin dünyada bir “marka” olabilmesi için gerekenler ve ülkemizdeki yönetim kalitesi, Türkiye Kalite Derneği (KalDer) tarafından düzenlenen 11. Ulusal Kalite Kongresi’nde ele alınmış. “Yönetim Kalitesi ve Dünya Markası Olarak Türkiye” konusu çerçevesinde, Türkiye’nin uluslararası arenada bir “marka” olması için ihtiyaç duyulan “yönetim kalitesi” tartışılmış. Ulusal Kalite Kongresi’nin bu yıl 15.si düzenleniyor. Yani Türkiye Markası bir kaç yıl önce kongreye konu olmuş…

***
İDA (İletişim Danışmanlığı Şirketleri Derneği) 23 Haziran 2006’da “Trky’nn tntmnd bir şeyler eksik?” başlıklı bir konferans düzenmişti. Ancak konuşulanlardan edinilen sonuçlar ya da belirlenen hedefler ne bilmiyorum…

***
ve Marka Konferansı’nda da geçmiş yıllarda konuşulan konulardan bir tanesiydi “Türkiye Markası”

Hatta bu sabah izlediğim kadarıyla Turizm Bakanlığı ülkemizin markalaşması ve algısının olumlu yönde güçlenmesi için çeşitli projeler gerçekleştirecekmiş.

Peki bunca yıldır daha çok akademik ve profesyonel alanlarda yapılan bu çalışmaları, halkımızla daha fazla paylaşsak, önce iç müşteriye, kendimize erişsek, daha anlamlı olmaz mı bu çalışmalar? Böylece belki de “gönüllü algı yaratıcılar” edinmez miyiz?

Bizim dışarıdaki istemediğimiz ya da yanlış olduğunu düşündüğümüz algımızın en önemli sebebi yine biz değil miyiz? Sadece iletişim çalışmaları ile ya da Turizm çalışmaları ile değil, kendi halkımızdan başlasak?

Bunlar elbette benim nacizane düşüncelerim.

Konu hakkında çeşitli kaynaklardan bulduğum araştırma, yazı veya bilgileri buradan yayınlayacağım…

You can leave a response, or trackback from your own site.

Yorum yaz

Subscribe to RSS Feed Beni Twitter'da izle!