Sayfa yeniden yapılanırken, bir sürü şey birikti. Şimdi yine upuzun bir yazı çıkacak diye korkuyorum. Hayır, bu konuda yapıcı bir eleştiri de aldım üstelik! “Bazen, o kadar uzun ki yazıların, sonunu getirmiyor okuyucu”, dedi başka bir blogger arkadaşım. Haklı aslında. Ben de çok uzun yazıların sonunu getiremiyorum çoğu zaman, delicious’a atıp ya da işaretleyip, sonra okurum diyorum ama o sonralar hiç gelemiyor. İyisi mi ben bu yazıyı bölmeye çalışayım :)
“Türkiye’nin ilk digital deneyi” Deney 7’nin iki yarışmacısı bugün belirleniyor
Zamanı, planlarımı bu kadar geriden takip etmek hiç hoşuma gitmiyor ama bazen, zaman gerçekten “uçuyor”. Şu son iki hafta o kadar yoğun geçti ki, bulduğum tüm boş zamanlarda yapmak istediğim tek şey uyumaktı. Bazen kendimi klonlamanın ciddi ciddi iyi fikir olduğunu düşünüyorum. :) Tam iki haftadır, Windows 7’nin lansmanı ve öncesinde 41-29’un tasarladığı “Deney 7” projesi hakkında yazmayı planlıyordum. İki hafta!!! Ben yazana kadar, proje oldukça yol aldı elbette. Projeye ilişkin ilk bilgiye, “friendfeed”de Alemşah Öztürk’ün feed’inde rastlamıştım. Takip eden günlerde de, okulda konusu geçti. Windows 7’yi deneyimlemeyi merak ve sabırsızlıkla bekliyorum.
Akbank Çağdaş Sanat Haritası
Bu sabah Akbank’tan hoş bir e-posta bildirimi aldım. "Akbank Çağdaş Sanat Haritası". Şöyle diyor; "Akbank Sanat; Akbank Çağdaş Sanat Haritası ile İstanbul'un çağdaş ve güncel sergilerinin yer aldığı tüm sanat kurumlarının, müzelerinin ve galerilerinin sergi takviminin basılması ve internetten yayınlanması projesini hayata geçirerek bir ilki gerçekleştirdi. Eylül-Ekim 2009 tarihli ilk sayısı ile sanatseverlerin beğenisine sunulan Akbank Çağdaş Sanat Haritası sürekli güncellenerek şehrin farklı merkezlerinden ücretsiz olarak dağıtılacak. İstanbul'daki çağdaş sanat kurumları, müzeler ve galerileri tek adreste bir araya getiren Akbank Çağdaş Sanat Haritası, ayrıca internet ortamında da (www.akbanksanatharitasi.com) sanatseverlerin kullanımına sunuldu."
Alın, verin, ekonomiye can verin
Olumlu, olumsuz pek çok yazıya, fikre, tartışmaya konu oldu bu yeni seri. Facebook’ta beni çok güldüren durum mesajlarından tutun da, köşe yazarlarına ve kahve molası sohbetlerine kadar günlük hayatın içinde konuşulur bir etkisi de oldu ama. Zamanlama tamamen tesadüf mü, yoksa Türkiye Reklam Konseyi’nin ve bankaların sessiz bir anlaşması gibi ortak bir iletişim “yüklemesi” mi yapıyor bilmiyorum, velakin son dönemde üç tane ekonomik canlanmaya, alışverişe ve dolayısıyla ekonomik dönüşüme katkı çağrısı yapan çalışmaya rastladım. Bunlardan birisi, Akın Öngör’lü, Yaman Törüner’li, Deniz Gökçe’li, Meliha Okur’lu “Ekonomik Canlılık” Kampanyası.
Bankacılar 3G’ye hızlı geçti ‘cep’te görüntülü şube kurdu
Dün tam da böyle bir şeyden söz ediyordum! Buyrun okuyun... Bankacılar 3G’ye hızlı geçti ‘cep’te görüntülü şube kurdu. .
Dünya sizin onu iyi kullanın!
Son zamanlarda en beğendiğim reklam filmi Maximiles. Kadın ve erkek versiyonları ile son bir kaç aydır sık frekans diyebileceğimiz kadar sık dönen, iki "vurucu" film… Son günlerde biraz daha takık hale geldim. Reklam, son zamanlardaki ruh halim vesilesi ile duygu olarak beni çok fazla yakalıyor sanırım, en büyük sebep bu. Ama bir pazarlama iletişimcisi gözüyle baktığım zaman, reklamın tonunu bir kredi kartına değil de, teknolojik bir markaya ya da ürüne daha çok yakışacağına inanıyorum. Hani mesela gündem itibarı ile 3G için “cuk” olurdu herhalde. Vodafone’un 2008’de yayınladığı 3G reklamı son derece başarılıydı mesela, Turkcell de Maximiles tonunda bir reklamla öldürücü ...
Fabrika ayarlarıma geri dönmek istiyorum!
Şimdi nereden çıktı diyeceksiniz. Bir süredir esiyorum deliler gibi ama son noktayı bu sabah okuduğum bir yazı koydu. Ofis insanı değilim! Yıllardır ait olmadığım, kendimi ait hissetmediğim plaza ortamlarında “hayatımı sürdürebilmek” için, içinde aşk olmadan çalışmaktan çok sıkıldım! Pazarlamanın laf olsun, organizasyon şemalarında boşluk doldursun diye oluşturulmadığı, üç beş iletişim faaliyetinin, herkesin “me too” diye bağıra çağıra yaptığı aynı şeyleri “başarılı pazarlama faaliyeti” olarak nitelendirmediği, markaya bir bebek gibi değer verildiği yerde aşk var benim için. Ah hele bir de bir markayı baştan kurgulamak ya da yeniden konumlandırmak söz konusu ise işte karşılıklı aşk. Aynılaşmaya ne kadar da meraklıyız. Ben de ...
Taşınıyorum :)
http://www.ozlemhoscan.com/ adresimi taşıyorum. Çok kısa bir süre için “pazarlama çekirgesi” adresim yeniden aktif. Çok yakında yeni yüzümle :) yeniden görüşmek üzere…
.
Değişim zamanı…
Her insanın hayatta çeşitli dönemleri vardır. Kimi dönemler anlıktır, kimi dönemler uzun sürer. O dönemlerde insanlar gelir geçer hayatlarımızdan, kimi hayatımıza dokunur, kimi sonunda mutlaka bir dersle hayatımızdan bir şeyler götürür. Kimi kalıcı olur, kimi sadece bir döneme aittir. Sonunda hayat her zaman devam eder ve bizler de yolumuza.
Hayatımın her döneminde Ying Yang felsefesi çok anlamlı oldu benim için ama şimdilerde bütündeki uyumun önemini ve hayatımın içindeki anlamını daha fazla hissediyorum.
Bankacılar 3G’ye hızlı geçti ‘cep’te görüntülü şube kurdu
Dün tam da böyle bir şeyden söz ediyordum! Buyrun okuyun…
Bankacılar 3G’ye hızlı geçti ‘cep’te görüntülü şube kurdu.
.
Dünya sizin onu iyi kullanın!
Son zamanlarda en beğendiğim reklam filmi Maximiles. Kadın ve erkek versiyonları ile son bir kaç aydır sık frekans diyebileceğimiz kadar sık dönen, iki “vurucu” film… Son günlerde biraz daha takık hale geldim. Reklam, son zamanlardaki ruh halim vesilesi ile duygu olarak beni çok fazla yakalıyor sanırım, en büyük sebep bu. Ama bir pazarlama iletişimcisi gözüyle baktığım zaman, reklamın tonunu bir kredi kartına değil de, teknolojik bir markaya ya da ürüne daha çok yakışacağına inanıyorum. Hani mesela gündem itibarı ile 3G için “cuk” olurdu herhalde. Vodafone’un 2008’de yayınladığı 3G reklamı son derece başarılıydı mesela, Turkcell de Maximiles tonunda bir reklamla öldürücü vuruş yapardı bence.
Yine de Maximiles’ın, hedeflediği kitleye ulaştığına, kredi kartı ile “hayallerinin peşinden gidebilen”, “rutinden kaçabilen” kitleden pay aldığına inanıyorum. Ben onlardan değilim. Kredi kartlarımı ben ödüyorum, oradan biliyorum :) Biraz uzaktan baktığımda geride bıraktığım iz, 25-30km’lik bir mesafe kadar olmasın diye bütün çabalarım üstelik. Boşuna Çekirge olup, teknolojiyi de alet edip, buradan bıdı bıdı yapmıyorum herhalde! :) Hoş bu aralar Sensei’me kafam çok bozuk. Boynuz kulağı geçer derler, yakında Sensei’m Çekirge’m olacak galiba. Tabi şimdi bu yazdıklarımın pazarlama iletişimi ile falan ilgisi yok. Sensei’me gönderme yapıyorum! Sayfa benim ya, arada “Çekirge’ce pazarlama iletişimi” konuşmalarımdan uzaklaşıp, başka alanlarda da bıdı bıdı yapma özgürlüğüm var, öyle değil mi? ;)
.



