Özlem Hoşcan I Marka Yönetimi I Pazarlama İletişimi

Ramazan geldi, hoşgeldi, reklamlara cümbüş geldi…

Sayfa yeniden yapılanırken, bir sürü şey birikti. Şimdi yine upuzun bir yazı çıkacak diye korkuyorum. Hayır, bu konuda yapıcı bir eleştiri de aldım üstelik! “Bazen, o kadar uzun ki yazıların, sonunu getirmiyor okuyucu”, dedi başka bir blogger arkadaşım. Haklı aslında. Ben de çok uzun yazıların sonunu getiremiyorum çoğu zaman, delicious’a atıp ya da işaretleyip, sonra okurum diyorum ama o sonralar hiç gelemiyor. İyisi mi ben bu yazıyı bölmeye çalışayım  :)

Taşınıyorum :)

http://www.ozlemhoscan.com/ adresimi taşıyorum. Çok kısa bir süre için “pazarlama çekirgesi” adresim yeniden aktif. Çok yakında yeni yüzümle :) yeniden görüşmek üzere…

.

Değişim zamanı…

Her insanın hayatta çeşitli dönemleri vardır. Kimi dönemler anlıktır, kimi dönemler uzun sürer. O dönemlerde insanlar gelir geçer hayatlarımızdan, kimi hayatımıza dokunur, kimi sonunda mutlaka bir dersle hayatımızdan bir şeyler götürür. Kimi kalıcı olur, kimi sadece bir döneme aittir. Sonunda hayat her zaman devam eder ve bizler de yolumuza.

Hayatımın her döneminde Ying Yang felsefesi çok anlamlı oldu benim için ama şimdilerde bütündeki uyumun önemini ve hayatımın içindeki anlamını daha fazla hissediyorum.

Bankacılar 3G’ye hızlı geçti ‘cep’te görüntülü şube kurdu

mobile2Dün tam da böyle bir şeyden söz ediyordum! Buyrun okuyun…

Bankacılar 3G’ye hızlı geçti ‘cep’te görüntülü şube kurdu.

.

Dünya sizin onu iyi kullanın!

Son zamanlarda en beğendiğim reklam filmi Maximiles. Kadın ve erkek versiyonları ile son bir kaç aydır sık frekans diyebileceğimiz kadar sık dönen, iki “vurucu” film… Son günlerde biraz daha takık hale geldim. Reklam, son zamanlardaki ruh halim vesilesi ile duygu olarak beni çok fazla yakalıyor sanırım, en büyük sebep bu. Ama bir pazarlama iletişimcisi gözüyle baktığım zaman, reklamın tonunu bir kredi kartına değil de, teknolojik bir markaya ya da ürüne daha çok yakışacağına inanıyorum. Hani mesela gündem itibarı ile 3G için “cuk” olurdu herhalde. Vodafone’un 2008’de yayınladığı 3G reklamı son derece başarılıydı mesela, Turkcell de Maximiles tonunda bir reklamla öldürücü vuruş yapardı bence.

Yine de Maximiles’ın, hedeflediği kitleye ulaştığına, kredi kartı ile “hayallerinin peşinden gidebilen”, “rutinden kaçabilen” kitleden pay aldığına inanıyorum. Ben onlardan değilim. Kredi kartlarımı ben ödüyorum, oradan biliyorum :) Biraz uzaktan baktığımda geride bıraktığım iz, 25-30km’lik bir mesafe kadar olmasın diye bütün çabalarım üstelik. Boşuna Çekirge olup, teknolojiyi de alet edip, buradan bıdı bıdı yapmıyorum herhalde! :) Hoş bu aralar Sensei’me kafam çok bozuk. Boynuz kulağı geçer derler, yakında Sensei’m Çekirge’m olacak galiba. Tabi şimdi bu yazdıklarımın pazarlama iletişimi ile falan ilgisi yok. Sensei’me gönderme yapıyorum! Sayfa benim ya, arada “Çekirge’ce pazarlama iletişimi” konuşmalarımdan uzaklaşıp, başka alanlarda da bıdı bıdı yapma özgürlüğüm var, öyle değil mi? ;)

.

3G’li hayat başladı! (!)

Mobile1Bugün gündemin en önemli konusu bu sanırım! 3G şimdi Türkiye’de!!! Bekir Coşkun bugünkü yazısında farklı bir yorum getirmiş konuya ve bir anlamda kendisine hak vermeden edemiyorum. Öte yandan konuyu dünyada bir üst versiyonunun gündeme gelmekte olduğu bir zamanda, Türkiye’ye yeni gelen teknolojinin son noktası(!) şeklinde lanse edilmesini de anlamsız buluyorum. Bugün konuya iki farklı açıdan bakan Yiğit Bulut ve Bekir Coşkun’un yazılarına bir göz atın derim. Ben her ikisini de beğeni ile okudum.

Pazarlama iletişimi açısından baktığımızda, 3G’nin, 4G’nin ve ötesinin, işimize farklı bir yaklaşım getireceği, sosyal hayata farklı katkıları olacağı kesin. İzinli mobil pazarlamada yenilikler olacak mesela. Veritabanındaki potansiyel müşterilere ilgi alanı, lokasyon, demografik özellikleri, gelir seviyeleri gibi kriterlerle yapılan hedefli mesaj gönderme MMS yerine video reklamlar ile yapılacak. Cebimize video mesajlar düşecek. Mass reklamlarla kaçan hedef kitleyi, cepten yakalamaya çalışacak markalar. Hedef kitlelere göre özel tasarlanmış farklı iletişim kampanyaları, tv yerine doğrudan tüketici ile buluşacak. Hatta belki “buzz marketing” trendi yükselecek, beğendiğimiz reklamları anında başkaları ile paylaşacağız. RSS üyelik yaptığımız sayfalardan güncellemelerin bilgisi cebimize gelecek. İnteraktif yaşam, gerçek anlamda yaşamın içinde olacak. Cepte İnternet ve Wi-fi ile zaten hayatımıza girmeye başlamıştı pek çok şey, yaygınlaşacak böylece. Bankamı görüntülü arayacağım, milyon tane saçma sapan “güvenlik” sorusuna gerek kalmadan veritabanındaki fotoğrafım arama kaydım ile eşleşecek. :) Çok mu futuristik oldu? Hayal ettiğimizin ötesinde hayatımızın içine girmiş daha ne teknolojiler göreceğiz kim bilir? Metehan Hocam’ın (Metehan Sekban) dediği gibi, şundan 10 yıl önce cebimizde en az 5-6GB bilgi ile gezeceğimizi söyleseler gülerdik, şimdi hepimizin çantasında en az 4GB’lik memory stick bulunuyor. :) Doğru söze ne gerek, valla öyle hocam. Hepimiz kendimizce bir kütüphane, kendimizce fotoğraf ve müzik albümleri yarattık, yanımıza alarak çıkmıyor muyuz sokağa? Geçtim cep telefonunu, I-pod’umu ya da memory stick’imi bir gün evde unutayım, kendimi eksik hissediyorum ben şahsen. Kişisel meditasyonum, dünyadan soyutlanma ya da dünya ile bağlanma yolum cebimde taşıdıklarım…

Sosyal hayat açısından da pek çok şey değişecek şüphesiz. Söylemek istediğimiz bir şeyi, karşı tarafın telefonu cevap vermezse, kaydedip görüntülü yollayacağız belki, böylece SMS’in kendini daha iyi ifade edebilmek için mimiklere dönüşmüş yazı dili, yerini “görerek” konuşma/ paylaşma ile özellikle gençlere yeni nesil(!) bir “anlaşma” yöntemi sunacak. ;) Ya da örneğin iş görüşmeleri için ön mülakat telefon ile yapılacak. Bilemiyorum, farkında olmadığımız pek çok yeni davranış ve iş yapma şekline katkısı olacak. “Ah teknoloji seviyorum seni!” ;)

Ben en çok bir sebeple, geç de olsa hayatımıza giriyor olmasından memnuniyet duyuyorum.

“Communication Forever!” :D

Yazılarıma abone ol Beni Twitter'da izle! FriendFeed'de bana abone ol