Özlem Hoşcan I Marka Yönetimi I Pazarlama İletişimi

Mor inek

Bugün Cekirge yeni bir “sosyal” alan keşfetmiş olmanın gururu ile yazıyor. Internet çağın her türlü iletişim aracı gerçekten ve pazarlamada kesinlikle apayrı bir ders konusu olarak işlenmeli. Bildiğimiz klasik mecraları kullanarak tüketiciye, kitleye “görünür” olmak da oldukça zor artık üstelik. Tüm o “banner”ler, “pop-up”lar kaç kişi tarafından gerçekten algılanarak izleniyor, okunuyor ki? Gazetelerde çıkan minicik bir kutu haberden bir farkı yok bence… Aksine gün geçtikçe bilgi ve görüntü kirliliği ile algıyı düşürüyor. Ben bile bir pazarlamacı olarak algıda seçiciliğe sahip olmama rağmen, birçoğunu öylesine okuyup geçtiğimi biliyorum.

Bence bütün mesele “Sosyal” bir alan yaratabilmek… Marka algısı, bilinirlik, görünürlük, sadık müşteriler yaratmak mı istiyoruz? Aslında sadece internette değil, tüm pazarlama iletişim mecralarında aynı kaide geçerli. Hepimiz biliyoruz yani. Zaten teoride pek çok şeyi bilip, bütçeler ya da sektörel kısıtlar nedeniyle sadece bir kısmını uygulamıyor muyuz? En yaygın olanları, olmazsa olmazları sadece belki… Mor inek nerde kaldı peki? :) Buyrun bakın! Aklımda bu mecralara yönelik projeler oluşmaya başladı bile…

Allahım kova burcu olmamım bir özelliği mi bu, yoksa ben gerçekten yaratıcı fikirler söz konusu olduğunda oturduğum yerden kendi kendimi de heyecanlandıran fikirler mi üretiyorum?

Favicon nedir?

Bugün yeni bir jargon öğrendim! “favicon” yani “sıksimge” :)
“Sıksimge, tarayıcıların adres çubuğunda web sayfalarının adres kısmının başında bulunan minik logodur. Sayfa sık kullanılanlara eklendiği zaman sık kullanılanlar menüsünde site isminin yanında yer alır ve bulunmasını kolaylaştırır”

hatta bu da gelecekteki favicon resmim şimdi bu favicon nasıl eklenir, html’in neresine, nasıl yazılır, onu öğrenmem lazım… :)

siz de bilmiyorsanız öğrenin diye yazıyorum… Esasında Türkçe varken yabancı dilden dilimize yanaşmış “jargon”larla konuşmayı hiiç seeevmeemm. Ama sektörel konular ya da iş dünyası söz konusu olduğunda insanoğlu “ustalığını” jargonlarla ifade etmeye bayılıyor. TDK’nın her önerdiğini kullanmak da imkansız katılıyorum ama yine kullanılabilecek olanlarda neden maksimum kullanmıyoruz? Kullanalım… Şimdi,ben kendilerine teknik terim demeyi tercih ederek, sözümü baştan alıyorum;

“Bugün yeni bir teknik terim öğrendim.”
Favicon : Sıksimge :))

Istanbul Markası

Cekirge bu aralar Turkiye Markası üzerine kafa yoruyor. Hatta tümevarım yapmak isteyip, önce Istanbul uzerine kurguluyor.

Okuyorum, araştırıyorum; bu şehri bu kadar çok seven olur da, bu şehrin dünyada bir eşi daha olmaz da (bu bir Cekirge iddiasıdır.) nasıl, neden hala “marka” olmakta zorlanır? Marka Konferansında geçmiş yıllarda da işlendi bu konu, bakanlıkla çalışmalar yapıldı ama biz hala Türkiye adına çok önemli bir gelir, ün, bilinirlik vs. elde edebileceğimiz bir alanda istediğimiz sonuçları elde edemiyoruz.

Bu konuda okuduklarımı ve anladıklarımı :) en kısa zamanda burada da yayınlacağım…

Nice Bayramlara Türkiye’m!


Bu şehir, bu köprü her zaman başkaydı ya, bu sefer bambaşka!
Nice Bayramlara Türkiye’m! Dilerim boş coşkularla değil, sahip olduklarımızın değerini, önemini bilerek devam ederiz yolumuza…


Dönecek!

Çekirge’ya bir hal oldu bu aralar! Aklında o kadar çok şey var ki yazacak, yapacak ve o kadar bölünmüş durumda ki aklı, “kendime kadar gittim, döneceğim!” diyor… (Avukatım ne de güzel söylemiş zamanında. Sağolasın Onur!)

Çekirge kimdir?

78’li… “The eternal optimist” halleri, mücadeleci yapısı ve her koşulda bir yol bulabilmesi nedeniyle “Kardelen”, hiç bitmeyen soruları ve anlama çabasıyla “Çekirge” derler.
İdealinde iki iş vardı; ya hevesle tercih ederek okuduğu bölümün bir parçası olarak, kendi işletmesinde pastacı :) olacaktı ya da okulda en sevdiği dersin, pazarlama’nın peşinden gidecekti… Aslında derinlerde bir yerde yunus bakıcısı olmak gibi bir hayali de vardı… Ama hayaldi işte…
Tamamen bir tesadüf neticesinde sigorta sektöründe, dolayısıyla kendince “geçici” bir süre, pazarlama departmanında işe başladı ve pazarlamanın içinde kaldıkça “pastacılık” hayalini “yaşlılık yıllarına” saklamaya karar verdi. Pazarlama sevgisi ise sigorta sektörüne rağmen büyüdü… Ve sekiz yıl sonra bir gün düz gitmek değil, sola dönmek istediğine karar verip, sektöre veda etti. Gönlünde yatan aslan özellikle “pazarlama iletişimi” işine hakkını veren bir sektörde, yorulmadan ve keyifle çalışabilmekti. Sonra nedendir bilinmez (düşük çenesi, yazma ve paylaşma isteği olabilir) blog yapmaya karar verdi.
Şimdilerde sola giden yolda kendine bir istikamet belirlemeye çalışıyor. Arada da kendi kendini motive etmeyi ihmal etmiyor; “Zıpla çekirge! Kim tutar seni?!”

Yazılarıma abone ol Beni Twitter'da izle! FriendFeed'de bana abone ol